top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Çoğunluğa Uymadılar, Farklı Oldular

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 10 Nis 2019
  • 4 dakikada okunur

Topluluklar bireylerden oluşmasına rağmen geçmişten günümüze kalabalıkların tavırları her zaman için insanların kişisel tutumlarını belirlemiştir. Marjinal olmaktan, farklı düşünmekten ve aykırı kalmaktan korkmayan kişiler adlarını tarihe yazdırmaktan da geri kalmamışlardır. Bu isimler dönemlerinin cesaret madalyalarıyla onurlandırılması gereken kişilerdir ki sürüye aykırı düşünüp, ideallerini yerine getirebilmek için adım atmak da bunu gerektirir.

Bu yazıda; yaşadıkları döneme aykırı kalmış ve ya yaşadıkları dönemi düşünürsek aykırılaştırılmışların içerisinde normal kalmayı başarmış, normal kalmakla da yetinmeyip kara deryaların içinde kaybolmuş toplumlarını kendi ideallerinde ki aydınlığa taşımak için adım atmış kahramanların bilgisini paylaşacağım.

Kahramanların hikayelerini paylaşmaktan çok yaşadıkları dönem ile farklı kalmalarına ve kendilerini koca bir toplumun içinde yabancı gibi hissetmelerine sebep olan sorunlara onların üzerinden değinmek daha doğru olur.

Ekonomik buhranın kara bulutlar gibi üzerinde gezindiği Almanya’ya Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı yıkımlar da eklendiğinde halk ideolojik fraksiyonların arasında tercih yapmakla sıkışmış, kimileri ise mal varlıklarını kaybetmekle kalmayıp sokaklarda yaşar olmuştur. İşte tam da bu dönemde ulusçuluk akımları sesini yükseltmiş, birahaneler ırk üstünlüğünün bağırışlarla deklare edildiği ideoloji yuvaları haline gelmiştir. Yahudi düşmanlığı tescillenmiş, kızıl olarak adlandırılan komünistler bastırılmıştır. Olayın ciddiyetine aldırış etmeyen demokrat ve liberal zümreler ise kulaklarına çalınan bu tedirgin edici yükselişi katıldıkları opera resitallerinde kokteyl malzemesi yapmaktan ileri götürememişlerdir ki ileride kendilerinin de başına bela olacak bu canavarı el birliğiyle büyütmüşlerdir. Zaten bu duruma en iyi cevabı da Adolf Hitler’in kendisine propaganda bakanı olarak atadıği Goebbels vermiştir:


Önemli olan zümreler değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak kolaydır.


Goebbels üzerine konuşulacak çok fazla anektot var ancak döneminin en büyük yalan makinası olarak adlandırabileceğimiz biri için fazla samimi ve doğru bir cümle olduğunu söylemek mümkün. Yalnız onun da düşünmediği veya cümlesine eklemek istemediği bir nokta vardır ki, o da tarih boyunca kitlelerin ortak algısının aksine kendi doğruları için korkusuzca ortaya çıkmış kahramanlardır.


Kim bu kahramanlar ?

Kahramanlardan kronolojik olarak bahsetmemiz gerekirse karşımıza ilk çıkan kişi 1939 yılında Bürgerbräukeller Birahanesi Suikasti ile sorumlu tutulan Georg Elser. Kendisi Almanya’nın küçük kasabalarından birinde o günün toplum anlayışının aksine politikadan uzak bir tutumda babasının marangozluk işiyle uğraşırken ilerleyen yıllarda kendisini bireysel biçimde organize ettiği suikast girişiminin içerisinde buluyor. Amacı çok açık ve bellidir. Toplumu birbirinden ayrıştırdığını düşündüğü ve daha düne kadar mutlu bir şekilde yaşadığı Alman Toprakları’nda eskiden sahip olduğu huzura sahip olamamadan, kutuplaşmalardan şikayetçidir ki toplumdaki bu zemini hazırladığını düşündüğü Adolf Hitler’e karşı birahane saldırısını yürütmüştür. Olayda ilginç olan nokta ise kişisel yaşantısında ılımlı bir komünist olmasına rağmen kitlesel politikalardan uzak, sanatla iç içe, müzikal enstrümanlarla yakın, sıradan bir adamı toplumdan uzaklaştırmakla kalmayıp, bişeyler yapmak zorunda olduğunu hissettiren siyasal ortamın kaotik durumudur. Sıradan hayatına gölge düşürecek ve yaşamını riske atacak bir eyleme yönelme dürtülerine yol açan (toplumsal) sorunlar o kadar kaotik olacak ki, Elser seçtiği yolun tüm risklerine rağmen geri adım atmamıştır. Üstlendiği bireysel suikast Hitler’in birahaneden 27 dakika önce ayrılmasıyla hedefine ulaşamamış ancak Elser Efsanesi devam eden yıllarda da kulaktan kulağa devam etmiştir. Akıntıya karşı yüzen kahramanımız 1945 yılında Dachau Toplama Kampı’nda kurşuna dizilene kadar Naziler tarafından işkenceye maruz kalmıştır. Yarım asır sonra kendisi ile Nazi Almanyası hakkında karşılaştırmalı bir roman yazan Helmut Ortner verdiği bir röportajda kendisinden “Almanya’nın kahramanı” ve “Hitler’in doğal antagonisti” olarak bahseder. Yaşanacak kanlı günleri engellemek için tek başına adım atmaktan kaçınmayan bu cesur adam, Berlin Şehri tarafından Hitler’in sarayına bakan heykelinin dikilmesiyle ödüllendirilmiştir. Belki yaptığı eylem başarısız olmuştur ama faşizme karşı tutumu ile sahip olduğu kişisel ün ve şöhreti günümüzde bile devam etmekte, ettirilmektedir. Bugün bile dikilen heykeliyle faşizme karşı sıkı bir duruş gösterircesine meydanda yer almaktadır. ‘Der Untergang’ ile Hitler Almanyası’nın son günlerini beyazperde’ye başarıyla taşıyan yönetmen Oliver Hirschbiegel de geçtiğimiz yıllarda Elser hakkında biyografik bir filme imza atmıştır. Filmi izlerseniz Elser’in öz hikayesi hakkında fikir sahibi olmanın dışında zamanla Nazi Almanyası’na doğru dönüşen Alman Toprakları ile Toplumunu sosyolojik ve psikolojik yönden gözlemleme fırsatı bulabilirsiniz.


Bir diğer kahramanımızdan bahsetmem gerekirse öncelikle Elser ile farklı özelliklere, karakterlere ve fikirlere sahip biri olduğunu hatırlatmam gerekir. Claus van Stauffenberg. Kendisi hakkında günümüzde bile tarihçiler arasında süregelen tartışmalar var. Almanya’da savaşın son bulacağına yönelik söylentiler çoğaldığında, savaştan mağlup ayrılmamak adına darbe teşebbüsünde bulunduklarını ve başta Stauffenberg olmak üzere silah arkadaşlarının yaptıkları kalkışmanın birer anti nazi hareketi olarak tanımlanamayacağını söyleyen tarihçilerin kaynaklarına da ulaşmak mümkün. Claus van Stauffenberg’den anti nazi hareketinin önderlerinden biri gibi bahsetmek zaten bir nazi subayı olduğundan pek de mantıklı gözükmeyebilir ancak kendisi ters giden mutlak bir tek adam rejimine karşı gelerek, kendi ideolojisi uğruna yani üstün Alman Irkı’nın bekası ve devamlılığı için Adolf Hitler ve onun Alman Parlamentosuna karşı kalkışmayı bizzat yürütmüştür. Adolf Hitler’in mutlak gücünün yalnızca içeriden yıkılabileceğini bildiğinden Führer ile yakın bir bağ kurmuş, takviye ordu güçlerinin kontrolünü ele almıştır. Hitler’in gaddar yönetimi ve tavizsiz savaş politikaları sonucunda parmaklarını ve tek gözünü kaybeden bu idealist subay, Nazi Almanyası’nın tek kurtuluş yolunun Hitler’in sonundan doğacağına geç de olsa karar kılmıştır. Stauffenberg katıldığı toplantıda içi bomba yüklü çantasını Hitler’in ayaklarının dibine bırakmasına rağmen amacına ulaşamamıştır. Saldırıdan ufak yaralarla sıyrılan Hitler, Stauffenberg’in darbesini devlet radyosundan yaptığı halka sesleniş konuşmasında bastırmış, Stauffenberg ve arkadaşları o gece kurşuna dizilmişlerdir. Eşini ve çocuklarını yeltendiği kalkışmadan önce tehlikenin olmadığı bir bölgeye gönderen Stauffenberg’in son ölmeden önceki son sözü ise “Yaşasın Kutsal Almanya” olmuştur. O ve silah arkadaşları da ilerleyen yıllarda aynı Elser gibi Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler tarafından birer yurtsever olarak nitelendirildiler. Almanya bu direnişçilerin de heykellerini faşizme karşı direnen birer kahraman olarak Berlin’de sergilemektedir.


Elser veya Stauffenberg. Birisi ılımlı bir komünistken diğeri ateşli bir milliyetçi olmasına rağmen ikisini de ortak noktada buluşturan durum, kötülüğün hakim olduğu yerde ideoloji farketmeksizin adım atıp karşı gelebilme dürtüsünü ve cesaretini kendilerinde bulabilmeleridir. Bu yazıyı sonlandırırken başta Elser ve Stauffenberg olmak üzere faşist ve totaliter yönetimlere karşı tepkilerini koyan tüm isimsiz yurtsevelere selam olsun demek gerekir…


Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page