Tasarımın İdeolojik Rolü
- Osman Birinci

- 12 Nis 2021
- 5 dakikada okunur
Günümüzden bakıldığında çok daha ilkel görülebilecek 17. yy’da kişisel emeğin materyal üzerinde baskın bir değeri vardı. Sanayi Devrimi’nin etkisiyle gelişen ve hantal üretim mekanizmalarını geride bırakan teknolojik ilerlemeler seri üretim ortamını doğurdu. Özellikle 19. yy’da yeni buluşların üretime olan etkisi ve buhar gücüyle çalışan makinelerin teknolojik endüstriyi doğurması Avrupa’daki sermaye birikiminin artmasına sebep oldu. Bu yönden bakıldığında teknolojik ivme yolunda ilerleyen bilim hareketliliği üretim bandında makineleşmiş düzeni yaratmaya başladı. Atölyede çalışan insan yoğunluğu yerini makine yoğunluğuna bıraktı. Bir çok personelin spesifik alanlar dışında ortaklaşa yaptığı bir işi daha kısa sürede üreten mekanik araçlar seri üretim modelini de doğuracaktı. Özellikle endüstri alanında gelişip makineleşen üretim süreci; ağır sanayi araçlarında, ulaşım taşıtlarının üretimi ile işleyişinde ve gıda alanında tüketilen hazır yiyeceklerin üretiminde büyük bir role sahipti. Ancak bu tanımlamayı moda ve tekstil üretimi bazında yapmak çok sağlıklı olmaz.
Her ne kadar tekstil üretiminde de teknoljik ivme ve makineleşmiş seri üretime ihtiyaç duyulsa da diğer alanlara göre çok daha öznel kaldığı inkar edilemez bir gerçektir. Özellikle moda algısı üzerine kurulan ve tüketici ilgisi ile doğrudan bir bağ kuran tekstil sektörü yarattığı öznel tasarım ürünler ile daha büyük bir rekabetin içinde kendine yer bulmaktadır. Sanayi, gıda, bilişim ve birçok sektörde temel atmış teknolojik gelişmeler ihtiyaca dayalı nesnel malzemelerin üretimini seri hale getirir ve ortaya çıkan malzeme doğal olarak belli kalıpların dışına çıkılmadan imal edilir. Tekstil sektörü bu alanda diğer sektörlerden ayrılabilir. Çünkü tekstil üretiminde anahtar kelimeler tasarım ve yaratıcılıktır.
Tekstil ürünü öncelikle tasarım anlamında başlar. Bir tasarımcı hayal eder ya da bir moda akımına dayalı olarak bir ürün tasarlar. Bunun da teknik çizim, görsel açıdan eğer bir tanıtımı yapılacaksa illüstrasyon olarak sunumu, ama daha çok detay, kalıp ve dikiş açısından düşünerek bir ürün tasarımı gibi yoğun aşamaları mevcuttur. Bu aşamalar makineleşmenin ve gelişen teknolojilerin değil, yaratıcılığın ağır bastığı insana dayalı öznel süreçlerdir. Tekstil endüstrisinin, bu sektörlerin tersine sahip olduğu farklılıkla kendisini özel kıldığı söylenebilir.
Bu sektörün en önemli isimleri arasında yer alan Coco Chanel, Hugo Boss gibi isimler; kimilerinin kendilerine rol model kabul ettiği ve bazılarının da bu karakterlerin yarattıkları marka kimliklerini bugün süregelen moda hayatında üstlerinde severek taşıdığı tasarım ürünler… Biraz da bu önemli modacıların, yani yakın tarihte kabul edilen iki başarılı ismin siyaset ve ideolojik tarzın yaratımı üzerindeki tuhaf hikayelerinden de bahsetmek gerekir.
Bu sektörün en önemli yaratıcılarından biri olarak kabul edilen ve moda alanında sahip olduğu yetenekleri erkek egemen iş dünyasında başarıyla hayata geçirerek ortaya çıkardığı devrimci icraatlarından ötürü Coco Chanel’le başlamak daha adil olur. Kendisi bir çok hayranı için tasarım üzerine kurulu moda ile tasarımın iş hayatıyla buluştuğu noktada, yarattığı farklılık ve sunduğu yaratıcılık sayesinde kendisinden bahsedilmesini hakeden bir rol model niteliğinde.
Gabrielle Bonheur Chanel, 19 Ağustos 1883 tarihinde Saumur, Fransa’da, sokak satıcısı Albert Chanel ve kız arkadaşı Eugénie Jeanne Devolle’nin çocukları olarak dünyaya gelir. Eugéine 31 yaşında bronşitten hayatını kaybeder ve Albert henüz 12 yaşındayken Gabrielle’yi yetimhaneye bırakır. Hikayesinde pek çok eksik ve mistik öge olmasının sebebi, Madamoiselle’nin sefil çocukluğundan tüm yaşamı boyunca utanmış olmasıdır. Aubazine yetimhanesinde kaldığı 6 sene içinde dikiş dikmeyi öğrenen Gabrielle, terzi olarak iş bulur ve ara ara La Rotonde kabaresinde şarkıcılık yapar. Takma ismi ‘Coco’yu da söylediği şarkılardan biri olan Qui Qu’a Vu Coco?’dan alır. 1910’da Coco, lisanslı şapka tasarımcısı olur ve 21 Rue Cambon’da Chanel Modes adını verdiği butiğini açar. Kısa süre içinde sokak dünya çapında popülerleşir ve onun adıyla anılmaya başlar. Feminenliği ve kısıtlamaları bir kenara bırakıp erkek giyiminin terziliğine ve rahatlığına odaklanan Coco, efsanevi yakasız ceketini ve vücuda oturan etek tasarımını tanıtır. Devrim niteliğindeki asıl model ise kadın pantolonudur.
Makalenin odak noktasında kendine yer bulan Chanel ve Boss’u ortak noktada buluşturan özellikleri de başta bahsettiğim gibi; yarattıkları imajın politik perspektifde oluşturulacak karizmatik kimlik çerçevesinde kesişmelerindendir. Bunu daha net bir şekilde tabir etmek gerekirse 20.yy’da ortaya çıkan ulus devletlerin ve karizmatik önderlerinin baştan yarattıkları yeni bir dizayn sürecinde kendilerine yer bulmaları ve görev almalarından doğan durumdur. Bunun için Kurtuluş Savaşı sonrası henüz yeni kurulmuş laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri’nin üniforma tasarımlarının Coco Chanel’e yaptırılması ve ilerleyen yıllarda adından çokça bahsettirecek olan Führer’in Nazi Almanyası’nın Hugo Boss imzalı üniformaları örnek teşkil edebilirler.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk Mark Twain Enstitüsü’nün de belirttiği üzere insanlık tarihinin dört büyük askerî strateji dehasından biridir. Büyük İskender, Jül Sezar ve Napolyon Bonapart ile paylaştığı bu unvan onun ne denli büyük bir deha olduğunu bize gösterir. Sanata ve sanatçıya duyduğu hürmet, dilbilimi alanında öncü olduğu işler onun kültürel ve sanatsal alanlara da ne denli önem verdiğini gösterir. Her zaman için çok şık, zarif ve etkileyici giyinmeye özen göstermiştir. Coco Chanel ile olan ilişkisine de değinmek gerekirse, bunu öncelikle ilişkiden çok kesişme olarak nitelendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü moda tasarım alanıyla oldukça ilgili olması, onun yolunu Coco Chanel ile kesiştirecektir. Fransız modasını yakından takip eden Atatürk Türk ordusunun üniformalarını ünlü Fransız moda tasarımcısı Coco Chanel’e tasarlattırır. Atatürk özellikle öyle bir dönemde ordu için üniformanın ne denli önemli olduğunu bilmektedir. Chanel’in dünyayı yavaş yavaş saran yaratıcılığı ve ünü Atatürk’ün de dikkatini çeker ve 1930’larda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniforma tasarımını ondan rica eder. Paris’te tiyatro kostüm eğitimi alan ünlü tasarımcı Vural Gökçaylı da Bibliotheque National’de Atatürk’ün Chanel’e verdiği siparişlerin belgelerini gördüğünü belirtmiştir. Atatürk bu hamlesiyle; özellikle çok fazla göz önünde olan üst düzey subayların üniformaları ile bir güç mesajı verme amacı gütmüştür. Türk Ordusu 1945’lere değin Chanel imzalı tasarım üniformalarını giyer. Atatürk’ün üniforma tasarımı üzerinden yaratacağını düşündüğü itibar modanın ideolojik rolünü kanıtlar niteliktedir.
Makalenin bir diğer odak noktası olan Hugo Boss ise Chanel’e kıyasla modanın ideolojik rolünü kişisel politik eğilimiyle de tamamlamakta geri kalmamış bir isim. Ancak Hugo Boss sınırı aşmış ve etik kabul edilen değerleri ezmiş olacak ki marka kimliği açısından bugün halen geçmişiyle yüzleşmeye devam etmektedir. Hugo Boss, 1924 yılında Stuttgart’ın küçük bir kasabası olan Metzingen’de giyim firması olarak çalışmaya başladı. Ancak zamanın Almanyası’nda ekonomik kriz nedeniyle, 1930 yılında iflasa zorlandı ve yeni bir iş kurmak amacı ile 1931 yılında Nazi Partisi’ne üye oldu. Nazi Almanyası’nın ve Hitler’in yükselişe geçtiği dönemde Hugo Boss’un da işleri iyice gelişmeye başlamıştır. Hitlerin kişisel muhafızlığına yapan SS birliklerinin üniformalarını tasarlayıp üretmiştir. Bunun dışında SA birlikleri, Hitler Gençliği ve parti örgüt üniformalarının resmî tedarikçisi oldu. Savaşın sonraki yıllarında talebi karşılamak için, İşgal edilen Polonya ve Fransa’daki esirleri zorla fabrikalarda kullanmıştır. Nazi Almanyası’nın II. Dünya Savaşı’nı kaybetmesiyle Hugo Boss, Nazi Partisine yaptığı desteklerden ve parti üyeliğinden dolayı 1946’da yargılandı ve 100.000 Alman Markına cezaya çarptırılmıştır. Hugo Boss’un nasyonal sosyalizmle ilişkisini araştıran tarihçi Roman Köster, “Boss’un kariyeri göz önünde bulundurulduğunda partiye üye olmanın sadece ekonomik nedenlere dayanmadığı açıkça söylenebilir. Boss, nasyonal sosyalistti. Partiye katılmasının da ona zarar değil, bilakis birçok fayda sağladığı söylenebilir” demiştir.
Siyasal kimlik ve ideolojik renkten muaf biçimde bir analiz yapıldığında makalede adı geçen her iki tasarımcının ve bugün birçok kişi tarafından hayranlık beslenen bu iki markaların geçmişte belli dönemlerde yaratılan dizayn ve bu doğrultuda ortaya çıkan (siyasal perspektifde) karizmatik imajın birer parçaları olduğu yadsınamaz birer örnek olarak tarihe geçmiştir.














Yorumlar