Tahribat Psikolojisi
- Osman Birinci

- 15 Tem 2021
- 3 dakikada okunur

Tahribat ne demek ? Türk Dil Kurumu’nun tanımladığı eş anlamlı haliyle harap etme veya yıkıp, bozma. Benim tanımlamamla ise kurulu bir düzeni ortadan kaldırmak, harhangi bir varlığı zedelemek ya da canlı veya cansız bir nesneye karşı girişilen saldırı tutumu. Bir diğer kelime ise psikolojik tahribat. O da başlığın tersten yazılmış hali ve içerisinde bulunduğumuz toplumdaki her bir bireyin (süreç boyunca artarak devam eden) deneyimlediği önemli ve başlıca sorunlarından bir tanesi. Ama konumuz şimdilik bunun tam tersinden yazılmış halinden oluşuyor. Yani Tahribat Psikolojisi’nden. Bununla ilgili ise çok fazla bir tanımlamaya rastlamak mümkün olmasa gerek. Küresel ekonomik düzenin ekolojik düzenin başına çattığı en büyük sorunlardan bir tanesi olmasına rağmen adı konulamamış veya birçok farklı başlıkla nitelendirilen büyük bir problem ve bundan bahsetmek bir borç meselesi halini almış durumda…
Bir durumu, konuyu veya kavramı anlamak ya da anlatmak için örnekler kullanmak çoğu zaman için daha sağlıklı olsa gerek. O yüzden bu yazıda da tahribat psikolojisini örneklerle nitelendirmek başlığı anlamamıza daha fazla yarar sağlayacak. Örneklerle Tahribat Psikolojosi ne midir ?
Edremit Körfezi’nin kuzeyinde Çanakkale ile Balıkesir illeri arasında uzanan Kaz Dağları’nda ki ‘balta girmemiş’ ormanlara ‘dozerlerle girip’ (45 bin 650 ağacın kesilmesi öngörülen proje”nin aksine) 300 bin ağacın kesilmesidir.
Yeşilin hüküm sürdüğü doğasıyla kendisini ‘fotoğraflardan bile’ görenlere hayran bırakan, Karadeniz’in incisi olarak nitelendirilebilecek Uzungöl’ü kâr amacı güden anlayışla ‘havuzlu siteye’ çevirmektir.
Gümüşhane’de yer alan ve 12 bin yıllık (bu topraklarda hüküm süren 1000 yıllık bir toplumun tüm kültür, gelenek ve geçmişinden daha eski) maziye sahip benzersiz bir gölün; ‘sıradan’ bir vatandaşın ‘valilik’ ve ‘bakanlıktan’ almış olduğu izin sayesinde (define aramak için) kepçeyle dibinin kazılmasıdır.
Karadeniz’de Samsun’dan Artvin’e kadar uzanacak olan 2 bin 600 kilometrelik “Yeşil Yol”projesinin, geri döndürülmesi olanaksız ekolojik tahribata yol açacağı uyarılarına rağmen ısrarla yürürlüğe konmaya çalışılmasıdır.
Burdur’un Yeşilova ilçesi sınırlarında bulunan ve turkuaz renkli suyu, beyaz kumsalı nedeniyle ‘Türkiye’nin Maldivleri’ olarak anılan ve bilirkişiler tarafından ayakkabı ile bile girilmemesi gerekir denilen Salda Gölü’ne (bakanlık onayıyla) hizmet adı altında kepçeyle girilmesidir.
Rize’nin İkizdere İlçesi’nde yer alan İşkencedere Vadisi’nde, Gürdere ve Cevizlik köyleri yakınlarında HES, taş ocağı ve lojistik merkez ile liman projeleri için, bölge halkı "Sular Özgür Aksın", "Dinamit Sesi Değil Kuş Sesi", "Tarih ve Kültürüme Dokunma" diye bağırmasına, bilirkişiler “vadide su kaybolacak, kalan sular kirlenecek, tarım ve hayvancılık tehlike altında kalacak” diye uyarılarda bulunmasına karşın "ÇED raporu gerekli değildir" kararını almaktır.
İzmir’in Dikili ilçesinde yer alan Çukuralan’ın doğası zaten kesilen 30 bin ağaç ve kirlilik ile geri dönüşü mümkün olmayacak bir şekilde bozulmuşken Kozak Yaylası içinde yer alan Çukuralan Altın Madeni’nin (vermiş olduğu onca tahribata rağmen) bir çok kez kapasite artırımına gitmesine izin verilmesidir.
UNESCO Dünya Kültür Mirası Bergama'da, kayyum ile yönetilen Koza Altın Şirketi’nin, Ovacık altın madenindeki tüm cevheri tüketirken tabiatı da tüketmesidir.
Ülkenin dört bir yanında tarım alanlarının yok edilmeye çalışılmasının yanı sıra sahil kasabalarında yer alan eşsiz güzelliklere sahip kıyıların da imara açılmasıdır.
Bir ucu Poyrazköy diğer ucu Garipçe’de yer alan 3. Köprü için 33 bin 500 hektar alanın tahrip edilmesi demektir. (3. Köprü Projesini gerçekleştiren Recep Tayyip Erdoğan, 1995 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde “Bu köprü projesinin hayata geçirilmesi ciddi bir yanlıştır ve bunu bekleyen mahfillere yeni rant alanları ya da rant haritaları sağlama olayıdır. TEM'in kuzeyindeki bölgede kalan akciğerlerimizin yok edilmesi demektir.” açıklamasını yapmıştır. Bu tezat durum özellikle herkes tarafından öğrenilse de not olarak yazmak istedim. Keza bu da başlığın tersten yazılması halinde ortaya çıkan psikolojik tahribat başlığına örnek gösterilecek bir husustur.)
Tahribatın örneği saymakla bitmez, bitmeyecek gibi de duruyor. Her gün ise bir başka tahribat haberine uyanıyoruz. Tahribata sebep olan psikolojiyi de küresel sistem ve onun yerli versiyonları doğuruyor. Düzenin merkezinde ise herşeyin sıfır noktasında yer aldığı gibi para, menfaat, çıkar ve rant hırsı yatıyor. Bunun hakkında yakın zamanda çok da haklı bir demeç verilmişti. Herşeyi özetleyen bu demeçte de şunlar söyleniyor: “Tüketim hırsının körüklendiği, hedonizmin teşvik edildiği bir sürecin bizi götüreceği yer hiç de parlak bir yer olmayacaktır. İçinde bulunduğumuz ekosistemi tahrip eden her adımın sonu felakettir.”
Not: Bu anlamlı demeci veren ve durumu nitelendiren kişi yukarıdaki tüm örneklerin kendi döneminde yapılmasına doğrudan veya dolaylı izin veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Verilen demeci okurken olayın ironikliğine kapılmamak elde değil ama neyse ki Sayın Cumhurbaşkanı bu durumdan özeleştiri ile çıkacaklarını ve ders alacaklarını vurgulamış. Ancak özeleştirinin yarattığı etki yine çok uzun sürmemiş olacak ki bugün ülke olarak deniz ekosistemini mahveden müsilaj sorununun gölgesinde Kanal İstanbul Projesini tartışıyoruz...
Osman Birinci












Yorumlar