top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Otizm, Zeka Geriliği ve Sinema

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 5 Mar 2020
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Mar 2020


Otizm ve zeka geriliği gibi durumlara sahip insanların kurgusal ve ya gerçeğe dayalı hikayelerini anlatan sinematografik işler kitleler tarafından ilgi, merak ve takdirle karşılanmakta. Bu konuda genelleme yapmak pek de yanlış olmaz çünkü somut veriler olarak görülebilecek pek çok filmin geçmişten günümüze başarılı olduğunu görmek mümkün.

Bu duruma örnek gösterilebilecek filmlerin başarı sebeplerinin ise insanların vicdanlarının rahatlatılması hususunda etkili olduklarından ötürü kaynaklandığını düşünenler de mevcut. Yani anlattıkları hikayeler üzerinden ‘hasta’ kabul edilen otizmli ve zeka geriliğine sahip bireylerin olağanın neredeyse dışındaki kurmaca ve ya gerçek deneyimleri üzerinden, içinde bulundukları durumu soyutlaştırıp içine itildikleri ortamı olağan gösterip seyircinin vicdanını rahatlatmak da denilebilir.


Öncelikle filmlere konu olmuş otizm ve zeka geriliğinden de en azından biraz bahsetmek gerekir. Çünkü yanlış anlaşılmalar ve bunun üzerinden yapılan hatalı değerlendirmeler de zaten burada ortaya çıkıyor. İnsanların doğru kabul ettikleri pek çok yanlışla yaşadıkları ve bunu zamanla farkına varmaları da gayet olağan.


Otizm’den biraz bahsetmek gerekirse sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görüldüğünü söylemek gerekir. Ayrıca zeka testlerinde belli alanlar diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10) çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün yeteneklere rastlanır.

Otizm halk arasında kulaktan kulağa dolaştığı gibi bir ‘hastalık’ değildir. Otizm spektrum bozukluğu yaşam boyu süren bir karmaşık gelişimsel bozukluktur. Genetik temelli ve çevresel etkenlerin sonucunda oluştuğu düşünülmektedir, kişiden kişiye geçen bir durum da değildir. Ayrıca her otizm durumunda ki bireyin Rain Man olmadığını da söylemek gerekir. Yani filmlerde anlatılanın aksine istatistikler ve bilimsel veriler bunun daha farklı boyutlarda olduğunu göstermektedir.


Sinema, televizyon ve filmlerin toplum üzerinde sosyal bilincin yaratılması konusunda önemli birer araç olduklarını söylemek mümkün ancak yaratılacak bilincin doğru temeller üzerine kurulması da dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntıdır. Olası anlatılacak yanlış bir konunun toplumda kolayca yayılacağını da düşünmek gerekir. “Film kurmaca bir eğlenti aracıdır. Buradan öğrenilecek hususların gerçek ve doğru olarak kabul edilmesi yanlış olur.” fikrine her ne kadar katılsam da toplumun algısı henüz bu yönde ilerlememekte.


Filmlerden de biraz bahsetmek gerekirse başrollerinde Tom Cruise ve Dustin Hoffman’ın yer aldığı ‘Rain Man’ sinematografik açıdan eleştriye açık olmayacak kadar kaliteli ve tartışılmaz bir iş. Dustin Hoffman’ın otistik ve ‘dahi’ olarak nitelendirilebilecek Raymond karakterine verdiği hayat Amerikan Film Sektörü’nün bugüne kadar ürettiği işler içerisinde canlandırılan pek çok karakterden fazlaca iyidir. Bu övgünün benzerini ‘Awakenings’ adlı filmde “comatose” yani koma gibi bir hastalığa tutulmuş, surat ifadesi hiç değişmeyen Leonard Lowe’yi canlandıran Robert de Niro için de paylaşmak gerekir. Dustin Hoffman’ın performansıyla taşıdığı ‘Rain Man’ izleyiciye bencil karakterde bir kardeş ile otizmli abi’nin zamanla gelişen ilişkileri ve hikayelerini anlatırken, bir diğer başarılı filmlerden olan ‘Forrest Gump’ ise öğrenme güçlüğü yaşayan ancak atletik olarak inanılmaz yeteneklere sahip Forrest’ın hikayesini anlatır. Bu konuda başarılı olmuş filmlerden diğeri de zeka düzeyi yedi yaşında bir çocuğunkine eş olan bir babanın kızı ile olan ilişkisini anlatan ‘I am Sam’ adlı yapıttır.


Bu filmlerin hepsi birbirinden başarılı ve izleyenlere güzel vakit geçirmelerini sağlayacak kaliteli birer yapıt niteliğindedir. İzleyicinin filmleri izlerken empati kurup, kendisini karakterin yerine koymasını sağlamaları ve bu hususlarda en azından filmin etkisinden çıkana kadar daha duyarlı birer birey olmalarını sağlamışlardır. Göz önüne alınabilecek tek durum ise yaratılacak algının gösterilen kahramandan ibaret olmadığını kanıtlamak ve yaratılan tatlı hikayelerin gerçekte sanılanın aksine pek de kolay olmadığını anlatmaktır. Sonuç olarak filmin kaygısı; toplumların içini rahatlamaktan ziyade toplum içerisinde belki de görmezden geldikleri, hasta gördükleri veya alay ettikleri bireylerin varlığından bahsedip, bireylerin kendilerini de sorgulamaları gerektiğini aşılamak olmalıdır.


Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page