top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Milyonların ‘Baba’sı Olmak

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 10 Nis 2019
  • 3 dakikada okunur

Yönetimi sevilir ya da sevilmez, fikri tutulur veya tutulmaz ancak ortak noktada buluşulacak birşey vardır ki o da Tito’nun sahip olduğu özellikleri sayesinde milyonları yaşamı boyunca bir arada tutabilme yeteneğidir.

Josip Broz ‘Tito’, Avusturya Macaristan Krallığı’nda doğmuş fakir bir ailenin 14 çocuğundan yedincisidir. Kumar bağımlısı olan babasının borç batağına batmasından ötürü küçük yaşlarda çalışmaya başlamış, fakirliğin getirdiği zorluklarla çocuk yaşlarda yüzleşmiştir. Her işe koşturmasıyla birlikte tarım işçiliği yaparak büyümüş, evin tüm işlerini çeviren annesinin çalışkanlığını kendisine örnek almıştır.

Genç yaşlarında; yaşadığı yakın çevrelere yaptığı gezilerinde zengin hayatları görmüş, saray gibi evlerde yaşayan güzel giyinimli insanları gözlemlemiştir. Giyim kuşama ve dış görünüşün kusursuzluğuna duyduğu ilgiden dolayı garson bile olmak istemiş, arkadaşlarına da böylece kendisini güzel kıyafetler içerisinde göreceğini söylemiştir.

Takvimler 1914 Temmuz ayını gösteriyordur ve dünyanın en kanlı savaşlarından biri baş göstermiştir. Avrupa Devletleri, güç dengelerinin yeniden dağıtılacağı bir harpe tutuşmuşlardır. Avusturya Macaristan Ordusu’na alınan Josip Broz, cepheye yollanmış ve liderlik vasfını henüz 20’li yaşlarda olmasına rağmen savaşta göstermeye başlamıştır. Sıradan bir Er olarak alındığı orduda Astsubay rütbesine atanan Tito, emrindeki askerlerle başarılı işlere imza atmıştır. İttifak ve İtilaf Devletleri arasında ve iki taraf için de ortada geçmekte olan savaşın son yılları daha da kızışmış, Josip Broz cephede yaralanmıştır. Rus Kuvvetlerine esir düşen Tito, bu ülkede yaşanan iç savaşa da doğrudan şahit olmuştur. Bolşevik Hareketten çok etkilenmiş olan genç adam, ülkesine döndüğünde Yugoslav Komünist Partisi’ni bizzat kuracaktır. Rus Devrimi’nde rol oynadıktan sonra geçmişte kendi topraklarında da şahit olduğu sınıfsal adaletsizliği değiştirmek için elinden gelen tüm mücadeleyi verecektir. Tito Yugoslav Krallığı’na, mutlak monarşiye ve topluma aşıladığı milliyetçiliğe inanmaz. Onun için bir devleti yönetme hakkına sahip olmak kan bağından gelmemelidir. Her zaman için işçi sınıfının karşı koyulamaz potansiyel gücüne inanmış ve kitleleri örgütlemeye çalışmıştır. Tito’nun bu çabaları devletin muhalif hareketlere karşı iktidarı elde tutma kaygısından ötürü hoş karşılanmaz ve tutuklanır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında esir düştüğü Rus Toprakları’nda gerçekleşen Bolşevik Devrimi’nde rol alan Tito, ülkesine döndüğünde de evrensel komünizm kaygısıyla işçi sınıfını örgütlemiş ve fırtına öncesi sessizliğin yaşandığı uluslararası politik ortamda gereken tedbirleri almıştır. Adolf Hitler’in komşu ülkeler başta olmak üzere kendi toplumu dışındaki tüm ırklara tehditler savurduğu, Avrupa’nın diğer devletlerinin ise sessiz kaldığı faşist ideanın zirve yaptığı bir ortamda Yugoslavya’da da Tito’nun partizanları dışında faşist organizasyonlar kurulmuş, aşırı milliyetçi Sırplar ile Hırvatlar Çetnikler ve Ustaşalar gibi örgütleri kurmuşlardır. Nazi Almanyası yaklaşık bir saat direnen Yugoslav Ordusunu devirip, toprakları ele geçirince idareyi ele almış, devamında ise yoğun çatışmalar patlak vermiştir. Tito liderliğindeki partizanlar gerilla grupları halinde vur kaç taktiğiyle Almanlara ağır yaralar vermiş, Hitler Tito’yu öldüren kişiyi para ile ödüllendireceğini bile söylemiştir. Bölgedeki İtalyan Birlikleri’nin başarısızlığından ve birçok cephede savaşan Alman Ordusu’nun yorgunluğundan faydalanan Yugoslav Partizanlar savaştan oldukça kârlı çıkmış, bu durum Josip Broz’u Mareşal rütbesine kadar yükselterek Yugoslavya’nın başına kadar getirmiştir. Savaştan yorgun ve bir o kadar da güçlenerek çıkan Tito kollarını bu sefer içlerindeki aşırı milliyetçileri toplumdan uzaklaştırmak için sıvamıştır. Savaş sırasında Nazi Subaylarını bile şaşırtan katliamları işlemiş olan Ustaşalar ve Çetnikler yeni kurulan toplumdan ayıklanmaya çalışılmış, örgütlerin kanaat önderleri ise sürülmüş ya da idam edilmişlerdir.

Bu dönemde propaganda yapmanın en önemli silah olduğunun farkında olan Tito da medya organlarını büyük bir ustalıkla kullanmış, böylece düşmanlarını temizlerken halkın desteğini de almıştır. Tito’yu yedi farklı devletin ‘baba’sı yapan özelliği ise siyasi arenada yaptığı başarılı manevralarıdır. Sahip olduğu güçlü karakteri ve karizmasıyla hemen hemen herkesin saygısını kazanmıştır. Ölümünün üstünden on yıl geçtikten sonra Yugoslavya’nın dağılması zaten bunun kanıtı niteliğindedir.

Stalin’in devşirmeci politikasına karşı gösterdiği siyasi tutum ile Sovyetler’e boyun eğmemiş ve devlet destekli işçi sınıfının yönetimini elinde bulundurduğu fabrikaları kurmuştur. Bu ekonomik modelle Titoizm fikrini oluşturmakla kalmamış farklı ülkelerdeki komünist fikir önderlerinin de desteğini almıştır. Tito kendisinin yarattığı tam bağımsız komünist Yugoslavya’yı ve birbirinden nefret eden farklı etnik kökenli ulusları senelerce bir arada tutmuş, farklı uluslardan gelen vatandaşlarını tek bir noktada arkasından öz babalarını kaybetmişçesine ağlatmış bir liderdir. Yugoslavya’da iç savaşın patlak verdiği sıralarda naaşını ziyaret eden müslüman bir vatandaş not defterine şunları yazmıştır :


“Sen varken iki ayağımla yürüyordum. Şimdi ise ziyaretine tek ayağımla geldim. Ne olur geri gel ihtiyar.”

Fakir bir aileden gelip yedi farklı devletten oluşmuş sosyalist cumhuriyeti kuran ve senelerce başarıyla yöneten, kimileri tarafından ‘diktatör’ kimisi tarafından ise ‘baba’ olarak anılan, adını siyasal tarihe altın harflerle yazdırmış bir liderin kısa hikayesi.

Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page