Köpek Dişi
- Osman Birinci

- 21 Oca 2020
- 2 dakikada okunur

Ulaşılması zor, bulunduğu konumdan çoğu yere uzak ve İngiltere’nin merkezi Londra’dan 380 km ötede olan bir kasaba Torquay. İngiliz Rivierası’nda bulunan, yeni gelenleri kendisiyle özdeşleşen martıların karşıladığı sevimli, küçük ve kimileri tarafından cennet gibi kabul edilen bir yer. Ancak Torquay’lıların şirin Torquay’ı için oluşturduğum bu güzel tanımlamayı, 1899’da bir bar’da kurdukları Torquay United Futbol Takımı için de oluştursam, bu onlara bile komik gelebilir. Sportif anlamda gelen başarıların şehrin kendisi kadar sevimli olmadığı tüm kasaba tarafından bilinen bir gerçek. Ancak bir gerçek daha var ki o da hikayesi olan köklü İngiliz Şehir Takımlarını sevmem. Bu sebepten kulübün başından geçen enteresan bir anıyı paylaşma gereği duydum.
Netflix’in ‘Losers’ adlı mini belgesel serisi için hazırladığı bölümlerden birisinde de yazımın konusunu oluşturan Torquay United konu alınıyor. Dizide röportaj yapılan Torquay United taraftarı, “Eğer stada maçı kazanacağımızı düşünerek gidiyorsanız ya çok safsınız ya da Torquay United’ı tanımamışsınızdır” diyor. Zaten tuhaflık burada başlıyor diyebilirim. Takımının destekleyicisi olarak, taraftarı bile duygudan öte rasyonel düşünüyorsa ilgimi çekmemesi tuhaf olurdu. Ama taraftarın bu küçük demeci tuhaflıklar zincirinin yalnızca belli bir parçası tabiki.
Torquay United kurulduğu günden günümüze kadar alt liglerde kümede kalmak için mücadele veren ve doğası gereği olacak ki orta sıralarda rahat bir lig sezonu geçirmekten hoşlanmayan bir kulüp anatomisine sahip. Ancak işler 1986-87 sezonundaki ilginç ligde kalma hikayeleriyle daha da enteresan bir hal alıyor. Ligde kalma ihtimalini son maça taşıyan Torquay United, küme düşme potasında mücadele ettiği Lincoln City’nin berabere kalmasını bekliyordu. Crewe Alexandra ile karşılaştıkları maçta ilk devreyi 2-0 mağlup tamamlamışlardı.
İkinci yarı futbolcular tarafından oynanacak başka bir 90 dakika gibi görülüyor, gerilen taraftarlar ellerine geçen çürük demir parçalarını sahaya atıyorlardı. Durumdan gerilen tek taraf tribün olmayacaktı ki polisler de köpekleri sahanın içine alıp, ortamı yumuşatma niyetindeydiler. İkinci yarı başlamıştı ve gol atması gerektiğinin farkında olan Torquay United amansızca rakip kaleyi dövüyordu. İlk gol gelmiş ve taraftarlarla birlikte futbolcular da beraberliğe olan inançlarını pekiştirmişlerdi. Lincoln City’nin puan kaybettiğini radyodan duyan taraftarlar için geri kalan son birkaç dakika işlemeyen saat kadar uzun hissedilmiş olsa gerek. Takımın tecrübeli futbolcularından ve günün kahramanlarından biri olan Jim McNichol çizgi dışına çıkan topa yetişmek için polis memurunun yanında duran Alman Kurdu Bryn’e doğru koştuğunun farkında değildi. O günün ve hatta bugünün bile unutulmaz kahramanı olan, şehrin sembolü haline gelecek olan Bryn ise futbolcunun polise saldırdığını düşünüp McNichol’ü çoktan ısırmıştı. Bryn’ın refleksi o kadar güçlü olacak ki McNihol müsabakaya devam etmesine rağmen, maçın sonunda 17 dikişlik bir hatıra taşıyacaktı. Yalnız Bryn ile McNichol’ün arasında geçen bu tatsız karşılaşma sahadaki karşılaşmaya +4 dakikalık uzatma daha kazandırmıştı. Uzatma boyunca rakip sahada baskısını güçlendiren Torquay, son dakikada başarılı forveti Paul Dobson’un ayağından çıkan gol ile ligde kalmayı başarmış ve şehrin gergin havası birden yumuşamıştı. Yarım saat önce eline geçirdiğini sahaya atan taraftarlar, futbolcuları omuzlarında taşıyorlardı. Takım ne şampiyon olmuştu, ne de ligi üst sırada bitirmişti. Kümede kalan mütevazi ekip şehre karnaval havası yaşatıyor, insanlar birahanelerde sabaha kadar eğleniyorlardı. Deplasman maçlarına ambulanstan bozma eski bir minibüsle giden futbolcular o günü herkesin hatırladığı bir gün olarak nitelendiriyorlar. Hikayenin ana kahramanı Bryne ise o günlerde kulüp başkanı tarafından büyük bir kemikle ödüllendirilmişti bile. Alman Kurdu halk tarafından da hatırlanmaya devam ediyor. Beraberlik golünün sahibi Paul Dabson da Netflix’e verdiği röportajında golü kendisinin atmasına karşın, maçın kahramanının Bryne olduğunu söylüyor.
Osman Birinci












Yorumlar