top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

‘Gerçek’ Kahramanlar

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 12 Nis 2019
  • 3 dakikada okunur

(Michael Collins, The Wind that Shakes the Barley, ¡ Ay Carmela !, Land and Freedom, 13 Minutes, Alone in Berlin)

Günümüz sineması, kurmaca pratagonistlerin ve çizgiroman karakterlerinin kahramanlıklarını konu almaya tüm hızıyla devam ediyor. Sinema kitlesinin genelinde oluşan talep bu yönde olduğundan, salonlarda gücü elde tutan sinemacıların da çabası talebe fazlasıyla karşılık vererek kazancı katlama yönünde devam ediyor. Son zamanlarda ne yapacaklarını onlar da şaşırmış olacaklar ki tüm çizgiroman karakterlerini bir film içerisinde toplayıp, taleplere karşılık arzı da zirveye taşımış durumdalar.

Sinemanın son sanat aracı olarak ortaya çıktığını ve geçmişinin öyle çok da eskiye dayanmadığını söylemek mümkün. Ayrıca sinema aynı zamanda insanların vakit geçirmek adına tercih ettikleri bir eğlence aracı olarak da görülüyor. Tüm bunların yanında sinemaya giden kitlenin büyük çoğunluğunu oluşturan bir grubun talebi ne yöndeyse, prodüksiyon şirketleri ile dağıtım şirketleri de talep edilen yönde karşılığını vermekten geri kalmamakta kendilerince haklılar.

Sinemanın tartışılan gündelik sorunundan bahsetmekten ve kitlelerce talep edilen kurgusal hikayelerin sahip oldukları salon çoğunluğuna üzülmekten ziyade ‘gerçek’ filmlerin üzerine konuşup, yaşattıkları ‘gerçek’ kahramanlardan bahsetmek daha yapıcı olur diye düşünüyorum.

Yukarıdaki kolajı oluşturan her bir fotoğrafta yazıda bahsedeceğim filmlerden sahneler yer almakta. Kolajın altında da sırayla yazılmış filmlerin isimlerini bulabilirsiniz.

Nasıl filmler ve neyi konu alıyorlar ?

Filmlerden kolajın sırasına göre bahsetmek gerekirse ilk sırada İrlanda Direnişi hakkında tarihte iz bırakmış fikir önderlerinin ve özgürlük savaşçılarının hikayelerini içeren filmleri görmek mümkün. İlk fotoda yer alan Türkçe’ye ‘Özgürlüğün Bedeli’ olarak çevrilmiş ‘Michael Collins’ isimli filmde, İrlandalılar’a bağımsızlık mücadelelerinde önder olmuş Michael Collins’in başkaldırı ve direniş dolu hayatını Liam Neeson’un performansından izliyorsunuz. Özellikle son yıllarda sadece aksiyon filmleriyle ön plana çıkan ve Amerika’da Cumhuriyetçilere yakınlığıyla tanınan Liam Neeson’un direniş temalı bir filmde rol alması İrlanda kökenli olmasına bağlanabilir. Ayrıca filmde geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, çoğu kişinin kendisini Harry Potter serisinden tanıdığı Sir Alan Rickman’ı ve ortaya koyduğu muhteşem oyunculuğu da görüyoruz. ‘Michael Collins’ filminin yanı başında duran görselde de son dönemlerin gözde isimlerinden Cillian Murphy’nin direnişçi rolünde görev aldığı ve 1969 yılında yayınlanan ‘Kes’ filmiyle adını duyuran Ken Loach imzası taşıyan ‘The Wind that Shakes the Barley’ filmini görüyoruz. Filmi özel kılan özelliklerinden bir tanesi de filmin yönetmeni olan Ken Loach’un İngiliz olmasına rağmen özeleştri yapabilme erdemine sahip olmasıdır.

Kolajın bir alt kolonuna geçtiğimizde İspanya İç Savaşı’ndaki hikayeleri konu alan iki eseri görüyoruz. ¡ Ay Carmela !, savaş sırasında hayatlarını sanat ile devam ettirmeye çalışan sahne performansçısı bir çiftin üzerinden işlenirken, dönemin kaotik ortamını da çok başarılı bir biçimde işliyor. İçerisinde barındırdığı renkli sahnelerden keyif alırken, dönemin nabzını da tutmak mümkün hale geliyor. Adını dönemin direnişçileri arasında dillere dolanmış ¡Ay Carmela! parçasından alan film sunduğu hikaye ile sanatın gücünü pekiştirmekle kalmıyor, sanat ile faşizme karşı mücadele eden kahramanları da anmış oluyor. Bir diğer filmde de yine usta yönetmen Ken Loach’un izlerine rastlamak mümkün. Loach kültür olarak uzak kaldığı İspanyol İç Savaşı’nı o dönem savaşa işçi sınıfından gönüllü katılan komünist bir İngiliz kahraman üzerinden işliyor. Filmde iç savaşın durağan geçen cephe ortamını, anarşistler ile komünistler arasındaki anlaşmazlıkları ve devrimcilerin faşizme karşı haklı kavgasını görmemek elde değil. O dönem Uluslararası Tugayların dilinden düşmemiş olan ‘Si Me Quieres Escribir’ şarkısına filmin içinde muhteşem bir sahneyle tanık oluyoruz. Bu da İspanyol İç Savaşı’nın farklılığını kanıtlar niteliktedir. Ayrı ayrı ülkelerden faşizme karşı sosyalizm ve adaleti savunmak için gelmiş, değişik etnik kökenlerden oluşan grubun farklı ağızlardan tek bir seste buluşması inandıkları yoldan gitmiş bu gerçek kahramanları unutmayıp unutturmamak adına sayılabilecek sebeplerden sadece bir tanesi.

Kolajın son yatay sütununda yer alan soldan ilk fotoğrafta ise ’13 Minutes’ adlı filmi görüyorsunuz. Önceki bir yazımda bahsettiğim Georg Elser’in tek kişilik direnişine sebep olan unsurları, dönemin şartlarıyla birlikte biyografik türden açıklayan bu film, çoğu kişinin izledikten sonra unutamadığı ‘Downfall’ filminin yönetmeni olan Oliver Hirschbiegel imzası taşıyor. Dilimize ‘Çöküş’ olarak çevrilen bu eserin başrolünde yer alan ve geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan Bruno Ganz’ı da anmadan geçmemek gerekir. Kolajın son filminde ise yine Berlin’de tek kişilik sessiz bir direnişe imza atan yaşlı ve cesur bir çiftin azimlerine şahit oluyoruz. Evlatlarını yozlaşmış politikaların saldırganlığına kurban verdiklerini düşündüklerinden, elle yazdıkları notları meydanlara bırakarak dokunulmaz hükümeti eleştirme cürretini gösteren bir çiftin hikayesi. Filmin oyuncu kadrosunda Akademi Ödüllü kadın oyuncu Emma Thompson’un yanında Almanların uluslarası sinema sektöründe son zamanlarda nam salan oyunculardan olan Daniel Brühl ve İrlandalı oyuncu Brendan Gleeson’ı izlemek de mümkün.

Filmlerin ne kadar gerçek hikayelere dayandıkları tartışılabilir bir konu. Ama bu yazıda paylaştığım konu her ne kadar kurgusal öğelerle sinematografik açıdan manipüle edilmiş olsa da haksızlığa karşı boyun eğmemiş direnişçilerin oluşturduğu biyografik yapıtlar. İyi seyirler…

Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page