top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Evrilen Sinema

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 15 May 2019
  • 2 dakikada okunur

Bu makale evrilen sinemaya karşı alınan tavırlara sitem eder ve alçakgönüllü teklifler içerir.

Değişen bir mekanizma, yeniden dağıtılan kartlar… Gelişen teknoloji film yapımcılığından gösterimine kadar bir çok alanda etkin olmaya başladı. Yani yemeğin mutfaktan çıkıp sofraya varana kadar çok kez değişim geçirdiğini söylememiz pek de yanlış olmaz. Hızla yol alan inovasyonlar, ortaya çıkacak işlerin de şekillerini henüz yapım sürecinde belirler oldu. Yeniliklere uyum sağlayamayanlar ise tarihin her döneminde olduğu gibi bir bir yok olmaya başladılar.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden öğretmenim olan senarist ve öğretim görevlisi Hüseyin Kuzu aktif olarak sinema sektöründe çalışmalarına devam ediyor. O da kendi ağzından bizzat bana ve sınıftaki diğer arkadaşlara haklı olarak şunları söylüyor :

“Son dönemde ortaya çıkan dijital platformlar, günümüze kadar yeniliğe sırtını çevirip işlerine geldiği için kendi metodlarını bırakamayan yapım şirketlerine ve prodüktörlere birer ders niteliğindeler. Bugün ulusal veya uluslarası film sektöründe yer alan prodüktörlere baktığımızda ‘Nereden çıktı bu kan emiciler?’ diye söylendiklerini duyuyoruz. Artık ortada yapımcıların yaptığı gibi sitem edilecek bir durum kalmadı. Gelişen şartlar ve izleyicinin ettiği talep bu yönde. Söylenmekten önce çağa uyum sağlamaları gerekirdi.”

Sektörün ipini çeken ve sahip olduğu ekonomik güç endeksinde incelendiğinde yapımcılığın zirvesi olarak görülen Hollywood bile durumun ciddiyetini farkına varmış haldeyken, kendi yapımcılarımızın sınıfta kaldıklarını söylememiz pek de yanlış olmaz. Bugün başta Amerikan Film Sektörü olmak üzere farklı ülkelerde de televizyon filmleri ön plana çıkmışken, özellikle Hollywood’da medya ile alakasız kişiler ekipler halinde prodüktörler için kitle araştırmaları yapıyorken, dijital platformlar, yapımları henüz senaryo aşamasında tercih ederken biz Türkiye’de hala çalışma saatlerini tartışıyor, uluslararası kanunları görmezden gelerek set işcilerini 12 saat çalıştırıyorsak, burada yanlış işleyen bir şeylerin olduğunu söylememek haksızlık olur.

Adını bağımsız ile taçlandırınca sanatsal kabul edilen ve kolayca norm halini alan işlerin aldığı destek sektör işlerini de tümüyle bitirmiş durumda. Bağımsız filmler olması gereken, üzerine emek harcandığında ise hakettiği kaliteye erişen işler olmakla beraber, her bağımsız filme sanatsal açıdan yaklaşma algısıyla diğer girişimlere balta vurmuş oluyor. Sektör köküne kadar kapitelistleşmiş, dijital platformlar neredeyse Hollywood’u bile yutacak seviyelere gelmişken, yerli sinemacılarımızın salon, sahne ve seans kavgaları kuru gürültüden öteye gidemiyor.

Türk dizileri Avrupa’da, Güney Amerika’da ve Orta Doğu Ülkelerinde bu kadar ilgi görürken, bazı arap ülkeleri artan ilginin önüne geçebilmek için yasa tasarılarını kabul ederken filmlerimizin bir o kadar zayıf kalmasını ağırlıklı olarak sektöre bağlayabiliriz. Coğrafi, tarihi ve kültürel mirasımıza baktığımızda ilgi görebilecek bir çok konumuzun (severiz, sevmeyiz) dizilerimiz ile şaha kalktığını görüyoruz. Peki ben de bu konulara meraklı bir medya öğrencisi olarak soruyorum:

Bunu neden sinema ile yapamayalım ?

Bilemiyorum ama belki bir gün her şey, sahip olduğumuz tabuları yıkıp, algılarımızı değiştirdiğimiz zaman çok güzel olacak…

Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page