Das Scandal
- Osman Birinci

- 9 Mar 2020
- 4 dakikada okunur
Volkswagen Fabrikası henüz kurulmadan önce kuçük bir kasaba olan Wolfsburg, Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaleti’nin altıncı büyük şehri ve kent merkezidir. Wolfsburg dünyaca ünlü otomobil firması Volkswagen’in genel merkezine ev sahipliği yapmasıyla ünlüdür ve bu fabrikanın kurulması ile birlikte 20.yüzyılın başında kurulan birkaç Alman şehrinden birisi olmuştur. Kurulduğu 1 Temmuz 1938 tarihinden 25 Mayıs 1945’e kadar ‘VW Beetle’ modeli üreten işçilerin evi olan şehir, yani “Stadt des KdF-Wagens bei Fallersleben” olarak anılacaktı.
Volkswagen Otomobil Grubu, 1937 yılında Amerika’da süregelen (bkz.:Ford Grubu) seri otomobil üretiminden etkilenip ilham alan Adolf Hitler’in çabaları ile tek model halk tipi otomobil üretimi için Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi tarafından kurulmuştur. Döneminde Ferdinand Porsche tarafından tasarlanıp, Adolf Hitler’den de onay aldıktan sonra seri üretimine geçilen ‘VW Beetle’ büyük bir propaganda ürünü olmasının yanı sıra hedeflenen üretim hedefine de ulaşmıştır. Amerikan Rakibi Ford’un seviyesine kısa sürede ulaşan Volkswagen, seneler sonra doğduğu ideolojik zeminin zıttı olan savaş karşıtı bir dönemde karşı kültürün temelini atan Hippiler’in aracı haline gelecektir. 70’li ve 80’li yıllarda Avrupa’da ve araba satış pazarının en geniş mecrası olan Amerika’da rüya haline gelen Volkswagen, Beetle ve T2 moddeleri ile yakaladığı ivmeyi kaybetmeye başlamıştır. İlginçtir ki T2 ismiyle üretilen VW Van modeli ilk yıllarda Adolf Hitler’in ‘VIP’ aracı olarak görülmüş olsa da seneler sonra tam zıttı ideallere sahip Hippiler’in otomobili olmuştur.
Otomotiv endüstrisinin 100 yıldan uzun geçmişinde, birçok akıl almaz olaya tanık olunmuştur ancak yakın tarihte gerçekleşen en önemli olaylardan birisi de çok ses getiren Volkswagen Emisyon Skandalı’dır. Skandal, kriz yönetiminin başta amatörce ele alınmasından ötürü daha da büyümüş ve şirket profili facianın eşiğinden dönmüştür.
Peki skandal nasıl açığa çıkmıştı ?
2014 yılında Uluslararası Çevre Vakfı’ndan Peter Mock, Volkswagen’in açıkladığı “toksik madde emisyonlarının” gerçeği yansıtmadığından şüphelendi. Uluslararası Çevre Vakfı’nın yaptığı testlerin sonucu, Mock’un şüphelerini doğrular nitelikteydi. Aslında olayların bu noktaya gelebileceğinden şüphelenen bir grup Alman Akademisyen anonim bir şekilde, 2013 yılında bu skandal hakkında makaleler yazmış ancak dikkate alınmamışlardır.
Bluemotion Motor Teknolojisi’nin ‘temiz dizel’ sloganıyla ön plana çıkarıldığı Volkswagen Reklamları’nda ‘çevre dostu’ kavramına odaklanılırken, ortaya çıkan bu skandal birçok insanın buna aldandığını gözler önüne sermiştir. Bu olay iletişim alanının doğru kullanıldığı takdirde ne kadar güçlü bir silah olduğunun kanıtı niteliğindedir.
Uluslararası Çevre Vakfı’ndan Peter Mock’un ortaya çıkardığı dosyalara bakarsak Volkswagen’ın; toksik Azot-Oksit yayınım değerlerini, gerçek değerlerinin çok daha altında gösterdiği keşfedildi. 2014’ün Mayıs ayında yayınlanan rapora göre otomobillerin gerçek emisyon değeri, yasal sınırın nerdeyse 40 katıydı. Bu farklılık belirli durumlarda 70 kata kadar çıkabiliyordu. Bu farkı daha anlaşılabilir bir örnekle tasfir etmek gerekirse, hava kirliliğine sahip olmayan, temiz bir havaya sahip yerleşkelerde bile trafikte kullanılan Volkswagen ürünlerinin ortaya çıkarttıkları ‘NOx’ gazıyla hava kirliliğine yol açtıkları kanıtlanmış. Bu yerleşkelerde anaokulu ve ilkokullar’ın da olduğunu söylemek gerekiyor. Yani bu hileyi yaparak bir çok insanın sağlığına kasteden VW Otomobil Grubu Yöneticileri’nin bu kararı alırken, pazar kârını insan sağlığından daha önde gördükleri de aşikar.
Herşeyi gözler önüne seren raporun ortaya çıkmasıyla birlikte Vakıf ile Volkswagen arasında uzun sürecek bir mail trafiği başlamış oldu. Vakıf yetkililerinin vermiş oldukları demeçlerde Volkswagen yetkililerince süre kazanmak amacıyla sorularına gerekli cevap alamadıkları veya gülünç tepkilerle karşılaştıklarını belirttikleri pek çok röportajları da mevcut…
İddialara sessiz kalmayan ABD Çevre Koruma Ajansı, yaptığı araştırmalar sonucu 18 Eylül 2015’te bir rapor yayınladı. Yayınlanan raporda 2009 ve 2015 yılları arasında üretilmiş Volkswagen ve Audi dizel araçlarında, emisyon oranlarını düşük gösteren hileli cihazlar kullanıldığı ortaya çıkarıldı.
Volkswagen, bir süre sessizliğini koruduktan sonra iddiaları kabul etti. 22 Eylül 2015’te otomotiv devi tarafından yapılan açıklamada, dünya genelinde 11 milyon dizel araçta emisyon değerlerini düşük gösteren hileli cihazların kullanıldığı belirtildi. Ancak hatasını kabul eden VW Otomobil Grubu, yaptığı yanlışı bir başka yanlış ile örtmekten geri kalmayacaktı. Bizzat şirketin kendisinin fon sağladığı ve ‘sözde’ tarafsız bir komisyon tarafından yapılan araştırmalarda Volkswagen’in temiz dizeli araştırılacaktı. Bir diğer skandal ise burada patlak verdi. VW OG tarafından fonlanan komisyon denek olarak kullandıkları maymunlara kapalı bir fanus içerisinde saatlerce zehirli dizel dumanını soluttu. Volkswagen, bu durumun da ortaya çıkmasıyla birlikte yaptırımlara tabi tutulacaktı. Zaten kendilerinin fonladıkları bir komisyonun hazırlayacağı rapor ne kadar inandırıcı olabilirdi. Buna benzer bir hatayı zaten işin en başında, gerçeklerin elbet bir gün ortaya çıkabileceğini düşünmeden böyle bir işe girişme kararı aldıklarında yapmışlardı.
Hayvanlar üzerinde test yapıldığı iddiası araştırılırken, emisyon skandalı hakkındaki davalar devam etti. 13 Haziran 2018’de Almanya’da görülen davada, Volkswagen 11 milyon araçta işlediği bu suç sebebiyle 1 milyar Euro para cezasına çarptırıldı. 18 Haziran 2018’de görülen davada Audi’nin CEO’su Rupert Stadler tutuklandı. ABD’de görülen davada ise emisyon skandalından dolayı ilk tutuklama geldi. Volkswagen’de mühendis olarak çalışan James Liang, 40 ay hapis cezasına çarptırılarak ABD hapishanelerine gönderildi. Bir diğer tutuklama ise ilk tutuklamadan 4 ay sonra geldi. 6 Aralık 2017 tarihinde, mahkeme tarafından suçlu bulunan Volkswagen eski üst düzey yöneticisi Oliver Schmidt, tatil dönüşü aktarma yaptığı ABD’de tutuklandı ve yaşanan skandal nedeniyle sorumlu tutularak 7 yıl hapis ile cezalandırıldı. Almanya’da devam etmekte olan soruşturma sonucunda savcılar, otomotiv devi Volkswagen’in eski CEO’su Martin Winterkorn’u emisyon skandalındaki rolü nedeniyle dolandırıcılıkla suçladı. Winterkorn otomobillerin yüksek emisyon seviyelerini gizleyecek bir program güncellemesine onay vermekle itham ediliyor.
Otomotiv devi Volkswagen, şirket profiline zarar veren kirli oyununu medya üzerinde uyguladığı manipülatif hamlelerle savuşturmaya çalışmıştır. Volkswagen Şirket Yönetimi yaptığı basın açıklamasında tüm müşterilerinden, otoritelerden, kamuoyundan özür dilemiş, müşterilerinin ve çalışanlarının zararını telafi edecekleri şeklinde açıklama yapmışlardır. Fakat Türkiye’de Doğuş Otomotiv tarafından yasal mevzuatlar çerçevesinde konunun sorun teşkil etmediği dile getirilmiş, bu açıklamalar sonucunda tüm dünyada yaşanılan bu krizin Türkiye için kriz olarak değerlendirilmediği algısının oluşmasını sağlamıştır. Hatta kurum kriz için “yaşanılan olumsuz durum” ifadesini kullanmıştır.
Ortaya çıkan sonuçlardan birisi de şudur ki kabul görmüş ve hüküm süren kapitalist global sistemde pazar kârı, insan sağlığından ön planda tutulmaktadır. Bir diğer husus ve akıllara gelen soru da şudur. Volkswagen aynı oyunu üçüncü dünya ülkeleri’nde (misal en büyük pazarlarından biri Türkiye) oynasaydı. Benzer bir dava ve soruşturma ile karşılaşıp milyar dolarlarca tazminat ödemek zorunda kalır mıydı ? Skandalı sorun olarak gösteren distribütörünün ana akım medya organları ile olan sosyal ve ekonomik ilişkilerini düşünürsek, imkânsız demek yanlış olmaz.
Osman Birinci
















Yorumlar