Bu Film Gerçek Hikayelere Dayanmakta mıdır ?
- Osman Birinci

- 10 Nis 2019
- 3 dakikada okunur

Ruanda Katliamını çokları bilmez çünkü yakın tarih derslerinde anlatılmaz. Uluslararası ana akım medyada da ne katliamın mağdurları anılır ne de çok zengin yer altı kaynaklarına sahip bu ülkenin üzerinde oynanan dış güçlerin rol ve tutumları üzerine tartışılır.
Afro Amerikan aktör ve aktrislerin hayat verdiği, usta oyuncuların da rol aldığı karakterler ile geçmişte dünyanın gözü önünde yaşanmış bu olaya ışık tutacak filmler çekilmiş ve birçok izleyicinin dikkatini çeken işler ortaya çıkmıştır.
‘Hotel Rwanda’ tıpkı son dönemlerin dikkat çeken yıldızı Idris Elba’nın rol aldığı ‘Sometimes in April’ ve duayen aktör John Hurt’ın sahne aldığı ‘Shooting Dogs’ Filmleri gibi Ruanda ve ülkede bir hafta içinde yaşanan katliamları gözler önüne sermiş ilk filmlerdendir. Yapıtı dramatik kılan özellik ise filmi izlerken mağdurların hikayesine entegre olmanın dışında senaryosunda
gördüğümüz ‘gerçek hikayelere dayanan’ yaşanmışlıklardır.
Peki senaryolar gerçek hikayelere dayanılarak mı çekilmektedir ?
Filmlerin başına ‘gerçek hikayelere dayanmaktadır’ bilgisini yerleştirince o hikaye izleyicinin gözünde kurmaca bir senaryoya göre haliyle daha çok anlam ifade etmeye başlıyor. Zaten gerçek hikayeden uyarlanmış bir senaryo, iyi bir yönetmen tarafından kaliteli bir şekilde işlendiği zaman ya seneler boyunca unutulmayacak bir film ya da üzerine derslerde uzunca tartışalacak kült bir eser haline geliyor.
Peki ya bu durum tam tersi bir şekilde ters döngüde işlemeye başladığı zaman ne oluyor ?
Hotel Rwanda gerek senaryosu gerek ise karakterlerine dayattığı hikaye ile ters döngünün ve gerçek bir hikaye üzerinde kurulan kurmaca unsurların nasıl inşaa edildiğini kanıtlar nitelikte. Yani kısacası Hotel Rwanda’da paylaşılan hikayenin gündelik hayatta pek de gerçeği yansıtmadığını söylemek mümkün.
Peki nedir olayın aslı ?
Film, BM Gücünün ‘fazla iyi’ gösterilmesi ve savaşın kanlı yüzünü çok da gerçekçi yansıtamamasının dışında en azından insanlara böyle bir olayın farklı bir coğrafyada yaşandığı konusunda bilinçlendirme görevi üstlenmiştir. Tabi insanların bu filmi izledikten sonra koltuklarından kalkıp sigara içmek için balkona çıkarak olayın üstüne ‘iki dakika’ kafa yorduktan sonra normal hayatlarına devam ettiklerini düşündüğümüzde bu tarz filmleri daha çok görmeye devam edeceğimizi söylemek de yanlış olmaz.
Sorunun asıl cevabına geldiğimizde ise Amerikan Film Sektörü’nün yaşanmış bir insanlık dramını nasıl çarpıttığına şahit oluyoruz. Hotel Rwanda, katliam sırasında otel müdürünün ölümü göze alıp 1268 kişiyi otelde saklayıp ölümden kurtardığını gösterirken izleyiciye işin içine dil, din, siyaset ve etnik kavramlarda yaşanan çatışmaların girdiği zaman insanlığın birbirine karşı nasıl da vahşileştiğini çok iyi gösteriyor. Ama gerçek sorun şu ki hikaye, kurmaca senaryosuyla tamamen değiştirilmiş. Ne yazıktır ki film baştan aşağı bir yalan üzerine kurulu. Olayların aslını gerçek kaynaklardan araştırdığınız zaman göreceksiniz ki, filmin başrolünde gördüğümüz Don Cheadle’ın ustalıkla canlandırdığı Paul Rusesabagina otelde kalanlardan para almış, vermeyenleri de otelden atmakla tehdit etmiştir. Kızılhaç’dan gelen ücretsiz gıda yardımına el koyarak, otelin aşçılarına pişirttirmiş ve yemeği otelde kalanlara parayla satmıştır. Film’de Paul’un, Hutu Liderlerine (o dönemde Ruanda’da Hutu ile Tutsi toplulukları arasında etnik çatışmalar yaşanmaktaydı.) rüşvet olarak İskoç Viskilerini dağıtıp mağdur insanların hayatını kurtardığını görürsünüz. Ama işin aslı gayet ironiktir ki Paul Rusesabagina, Hutu Partisi’nde ileri gelen bir üyedir. Olayın bir diğer trajikomik yanı da şudur ki Paul, bu filmde kazandığı ünle Ruanda’da soykırımda yetim kalan çocuklar için bir ‘vakıf’ kurar. ABD’de yüz binlerce dolar bağış toplar. Sadece bunla kalmaz o dönemin ABD Başkanı G.Bush tarafından bile ağırlanıp, madalya ile ödüllendirilir. Birçok üniversite kendisini konferans ve panellere konuşma yapması için davet eder. Zaman ilerledikçe anlaşılır ki Paul’ün ‘yardım’ için topladığı para çocuklara falan gitmemiştir. Rusesabagina, parayı akrabalarına dağıttığını itiraf etmek zorunda kalır ve vakfın ismi değiştirilir.
Kısacası, gerçek hikayeler izleyicinin filme verdiği dikkati ve gösterdiği ilgiyi arttırır. Ancak bir problem vardır ki senaryo ne kadar gerçektir? İnsanlar kendilerine her alanda dayatılan tekelleşmiş organizasyonlara bu şekilde ilgi göstermeye devam ettikçe bu tür ‘gerçek’ hikayelerle karşılaşmaya daha çok devam edeceklerdir.
Sonuç olarak herhangi bir alana karşı ilgi duymak doğaldır ancak bu ilgiyi doğru bir şekilde kullanmak ve yeri geldiğinde ‘farklı’ olarak lanse edilen aykırı ama manâlı işlere yönelmek ‘gerçek’ gerçekleri öğrenmeniz açısından daha yararlı olacaktır.
Osman Birinci












Yorumlar