top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Bir Kale Yıkılır, Yeni Kale Kurulur

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 9 May 2020
  • 5 dakikada okunur


Almanlar’ın 1000 yıl sürecek Üçüncü Reich’ı dünyayı fazlasıyla etkilemesinin ardından tahmin edilenden çok daha kısa sürmüş ve pek çoklarının da bildiği üzere, yaşamına kendi adına inşa edilmiş Berlin’de ki Führerbunker sığınağında son veren Adolf Hitler’in ölümünün üstüne çokca bir süre geçmeden çökmüş, ‘son kale’ yıkılmıştır.


Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep olan global savaşta sivil katliamlar, terör saldırıları ve ideolojik kutuplaşmalar kin ve nefreti çoğaltmıştı. İnsanlar arasında göze batan farklılıklar sosyal statü farklılığının dışına çıkmış, etnik kökenler ve kültürel kimlikler belirleyici unsurlar haline gelmişti. Buna örnek olarak Almanlar’ın Yahudi Soykırımı’nın yanı sıra Japonlar’ın Çin’li Vatandaşlara uyguladığı zulümler, çingenelere karşı yürütülen sistematik katliamlar, Balkanlar’da o dönemde süregelen Çetnik Katliamları gösterilebilir. Bu dönemi birden ortaya çıkmış ve kimsenin beklemediği bir sürpriz olarak da değerlendirmek komik olur. 20.yy’ın başlarında ideolojik kutuplaşmalar ve krallık ile yönetilip I. Dünya Savaşı’nın da etkisiyle dağılan ve kendi kaderini belirlemeye çalışan toplumlarda da aynı örneklerle karşılaşmak mümkün. Mesela Ekim Devrimi’nin ardından Rus İmparatorluğu’na bağlı Finlandiya Toprakları’nda da İç Savaş vuku bulmuş ve aynı toplumdan bir çok insanın ‘Kızıl’ ve ‘Beyaz’ orduları bünyesinde birbirlerini katlettiği görülmüştür. Buna benzer bir örnek İspanya’da Cumhuriyetçi Milisler ile Falanjist Franco Birlikleri arasında da görülmüştür. Yani o dönemin dünyası, birbirleriyle savaşan toplumların gerilla savaşlarıyla veya terör baskınlarıyla birbirlerini katlettikleri iklime açıktır.


Yukarıda kısaca bahsettiğim o büyülü Üçüncü Reich da yıkıldığında ve Adolf Hitler’in ardından yerine gelen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi Başkanı Martin Bormann teslimiyet antlaşmasını Fransa’da imzaladığında, o dönem dünyaya kök söktüren Alman Ordusu da resmi olarak teslim olmuş ve terhis edilmiştir. Bu yıkık kaleden geriye esir kamplarına gönderilmiş Alman Askerleri ve kendisinin yetenekli olduğu alanda yeni, güçlü bir kale inşa edip senelerce başarıyla savunacak Bremen’li Bert Trautmann kalmıştır.


Bert Trautmann, 1923 yılında Weser Irmağı kıyısında yer alan ve büyük bir sanayi şehri olan Bremen’de dünyaya gelmiştir. Dünyayı kasıp kavuran iki büyük savaşın arası bir dönemde ekonomik buhranların insanlara diz çöktürdüğü bir dünyaya gözlerini açan Tratmann için hayat, mücadelelerle dolu bir maraton veya mucizelerle süslenmiş bir serüven gibi geçecektir.


Trautmann’lar işçi sınıfına mensup bir ailedir. Bert’in babası da gübre fabrikasında çalışan bir işçidir. 1930’lu yılların tam da başlarında I. Dünya Savaşı’nın yaptırımlarına boyun eğmiş Almanlar, global krizden de fazlasıyla etkilenmişlerdir. Ekonomik çöküntünün tüm toplumu derinine etkilediği bir ortamda Trautmann’lar da nasiplerini almış olacaklardır ki kırsaldaki evlerini satıp Gröpelingen adlı liman kasabasına apartman dairesine taşınma kararı almışlardır. Bert Trautmann burada savaşa katılacağı 1941 yılına kadar yaşamıştır. Bu dönem boyunca bir çok spor branşında boy gösteren Bert, atletik yapısı sayesinde fazlaca başarı kazanmış ve dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg madalyası ile ödüllendirilmiştir. Bu süreçte Hitler Gençliği’nde de boy gösteren ve aktivitelere katılan Trautmann savaşa katılacağı yıla kadar makina teknisyenliği yaparak harçlığını kazanmıştır.


Savaşın hararetlı yıllarına gelindiğinde sınır ötesinde yaşanan dramatik koşullara uzak kalmış Alman Halkı, orduya lojistik anlamda destek vermek için silah, gıda ve sağlık alanında üretim gerçekleştiren fabrikalarda çalışmaya başlamıştır. Gerçek savaşın karanlık yüzünü ise İngilizler’in hava saldırılarıyla görmeye başlayan Alman Halkı, en güçlü darbeyi de çetin geçen bu muharebenin son yıllarında doğu cephesinden saldıran Sovyetler’in atak saldırılarından alacaktır. Trautmann da henüz işlerin Almanlar açısından ters gitmediği 1941 yılında doğu cephesine tayin edilmiştir. Alman Hava Kuvvetleri’nde (Luftwaffe) radyo operatörü olarak başlayan askeri kariyeri Ukrayna’nın Dnepro şehri’nde yer alan 35. Piyade Birliği’nde devam etmiştir. Doğu Cephesi’nde askeri anlamda pek çok başarı kazanan Trautmann, beş kez demir haç ile ödüllendirilmiştir. Ancak Kızılordu’nun karşı saldırısında fazlasıyla kayıp veren piyade tümeni geri çekilmek zorunda kalmış, Ruslara esir düşen Trautmann kaçmayı başarmıştır. Savaşın dişe diş geçtiği son yıllarda ise Fransa’ya gönderilen Trautmann, müttefiklerin Kleve Bombardımanı’nda şans eseri hayatta kalmış ve bir kez daha esir düşmüştür. Sırasıyla Belçika’nın Ostend ve İngiltere’nin Essex şehrine sürülen Trautmann, III. Reich’ın da düşmesi sonucunda bir kez daha firar etmeye çalışmamış, kampta belirli görevlerde çalıştırılmıştır.


Bulunduğu esir kampında zorlu görevlerin altından kalkmaya çalışırken geleceğini planlayan ve muhtemelen yönünü kendi topraklarına dönüp tayin etmenin hayalini kuran Trautmann, deneyim edineceği talihli serüvenden habersiz sigara bahsine girdiği futbol maçlarında kalecilik yapmaktadır. Başlarda C sınıfı Nazi Kategorisi’nde yer alan Trautmann hakkında yürütülen soruşturmanın yeterli delile dayandırılamamasının ardından kamp’dan kamp’a sürülmüş ve en son Wigan yakınlarında yer alan Lanceshire Kampına tayin edilmiştir. Burada da düşkünü olduğu spor faaliyetlerine ilgi gösteren Trautmann kamptan sorumlu İngiliz Komutanlara erzak getiren ve aynı zamanda bölgenin amatör kulübü olan St. Helens Town’ın da menajerliğini yapan Jack Friar tarafından gözlemlenir. Kaleye geçtiğinde devleşen bu Alman’ın başarısı karşısında büyülenen Friar, Trautmann’ı idaresini üstlendiği St. Helens Town ile tanıştırır. Gelecek yıllarda İngiltere’de fırtınalar estirecek efsanenin amatör kariyeri başlamış olur. Kamp’ın da lav edilmesiyle birlikte özgür kalan Trautmann yerine getirdiği amatör futbolculuk kariyeri dışında Jack Friar’ın dükkanında çalışmaya başlar ve ilerleyen yıllarda evlenip üç çocuk dünyaya getirecek eşi Margaret Friar ile de burada tanışır.


Sahip olduğu üstün yeteneği, keskin refleksleri ve çevik yapısıyla herkesi büyüleyen Trautmann, savaşın yol açtığı ülkelerarası kin ile nefreti insanların hafızasından silmeyi ve duygularından söküp atmayı başarmıştır. Zaten çok da bir süre geçmeden yeteneği ve çalışkanlığı sayesinde ülkenin en başarılı ve köklü kulüplerinden biri olan Manchester City’e transfer olacak, profesyonelliğe adımını atacaktır. Yıllar süren savaşların etkisiyle toplumda süregelen Alman düşmanlığı Trautmann’ın sergilediği başarılı kariyeri karşısında direnememiş, Alman yıldız gösterdiği cesur performansı sayesinde İngiliz Toplumu’nun ve özellikle Manchester City Camiası’nın kahramanı haline gelmiştir.


Keza ilk yıllarında; son taktiklerin verildiği ve motivasyon konuşmalarının yapıldığı soyunma odalarında takım ruhunun dışına itilen Trautmann, yuhalamalar, ıslıklar ve protestolar eşliğinde çıktığı yeşil sahalara kalesine geçip direklerini kontrol ettiği o an’dan itibaren kendi kalesini kuruyor, hakettiği saygıyı zaman içerisinde görmeyi başarıyordu.


Manchester City’e transfer olduğu andan itibaren medya saldırısına maruz kalan Trautmann, o dönemin şartlarına göre haklı sebeplerle kendisine karşı tavır almış gazetecilere; bulunduğu ortam içerisinde çok da fazla seçeneğe sahip olmadığını ve o süreç için şartların bunu gerektirdiğini belirtmiştir. Geçmişinde yaşadığı karanlık anıların hayatı boyunca kendisiyle yaşayacağını bilen ve bununla hep yüzleşeceğini düşünen Trautmann, her zaman için dürüst ve samimi tavrıyla kendisine saygı duyulmasını sağlamıştır.


Trautmann; sürprizlerle dolu hayatı, kişisel donanımı ve spor alanındaki hüneri sayesinde bir çok insan tarafından ayakta alkışlansa da dramatik deneyimlerle dolu badireler atlatmak onun için her zaman kaçınılmaz bir travma olmuştur.


Manchester City Kulubü ile olan macerasının ilk yıllarında pek de hatırlamak istemeyeceği anılar yaşayan Trautmann, kulübüyle geçirdiği ilk senesinde ikinci lige düşmüştür. Kişisel performansı sayesinde en iyi kaleciler arasında gösterilen Trautmann, anavatanı olan Almanya’dan Schalke 04’ün ilgisini onun üstünde tutmasını sağlamıştır. Kulübü Manchester City bu teklifi gülünç bulacak ve Trautmann ile uzun yıllar devam edileceğini deklare edecektir. Kendisine olan inancı boşa çıkarmayacak olan Alman Kaleci gelecek yıllarda büyük başarılara imza atacak ve kulübün simge isimleri arasında yer alacaktır. 1955-56 Sezonu’na gelindiğinde ‘İngiltere Ligi Yılın En İyi Futbolcusu’ ödülüne layık görülmüş ve takımıyla birlikte 100.000 seyircinin izlediği İngiltere Kupası (FA Cup) Finali’nde müthiş bir zafer kazanarak kupayı kaldırmıştır. Ancak bu başarılı hikayenin içerisinde de olağan dışı vakalar Trautmann’ın yakasını bırakmamış olacak ki Birmingham City’nin forveti ile girdiği pozisyonda boynu kırılmıştır. Evet boynu gerçekten kırılmış ve iki eklem kemiğinin üst üste binmesinden ötürü büyük bir şans eseri ile hayatta kalmıştır. Wembley Stadyumu’nda binlerce insanın önünde, İngiltere Kraliyet Ailesi’nin de hazır bulunduğu müsabakanın son yirmi dakikasında kırık boynunu sürekli tutarak acısını haliyle gizleyemeyen Trautmann kalesini gole kapatıp zaferin mimarı olmuştur. Şans eseri hayatta kalmasının ardından uzun bir süre tedavi görmüş ve sonrasında geri adım atmadan yuvası olan kulübüne geri dönerek formasını başarıyla terletmiştir. Tedavi sürecinde ilk oğlunu da toprağa verme acısını yaşayan Trautmann, trajedi dolu süreç boyunca pek çok kişi tarafından destek görmüş ve binlerce insan onu içlerinden biri olarak görüp futbola geri dönmesini, gücünü yeniden göstermesini istemişlerdir. Manchester City Forması ile 508 karşılaşmada mücadele veren Trautmann’ın heykeli bugün Etihad Stadyumu’nda sergilenmektedir. Kulübün ölümsüz efsanesi sayılan Trautmann, 19 Temmuz 2013 yılında İspanya’da bulunan evinde yaşamını yitirmiştir.


Sergilediği sayısız başarı, gösterdiği üstün emek ve cesur yüreği sayesinde düşman kalenin askeri olarak girdiği yabancı bir ülkede yeni bir kale kurmuş ve herkes tarafından saygıyla karşılanıp omuzlarda taşınan kahraman niteliğini kazanmıştır. Bert Trautmann bugün İngiltere’de hala anılan başarılı bir tarihi figürdür.


Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page