top of page
  • Beyaz Vimeo Simge
  • White YouTube Icon
  • White Instagram Icon
  • Beyaz Spotify Simgesi
  • Beyaz LinkedIn Simge
  • White Facebook Icon

Tuhaf ama Gerçek

  • Yazarın fotoğrafı: Osman Birinci
    Osman Birinci
  • 16 Tem 2019
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Oca 2020

Savaşın harap ettiği toplum üzerinde fakirlikten beslenerek, aşırı milliyetçi sentezle gelişen bir lider doğdu. Adolf Hitler.

Kendi deyimiyle yüce Alman Irkı’nın yol göstericisi haline gelmiş ve ‘führer’ yani bizim deyimimizle rehber ünvanını almış, Prusya Ordu geleneğinin aksine generallerinden subaylarına kadar tüm kadro üzerinde kendisine bağlılık yemini ettirmiş tek lider.

Adolf Hitler, ekibine sonradan dahil olacak yakın dostu ve Propaganda Bakanı Goebbels’in de tasarılarıyla tek devlet, tek bayrak, tek millet gibi kulaklara aşina gelecek sloganlar altında birleşen toplumun üzerinde ‘pençelerini açmış kartala’ benzetilebilirdi. Büyük bir savaş taktisyeni olarak gösterilmesinin yanı sıra özellikle Fransa’ya karşı alınan kesin zaferle deha olarak nitelendirilir de olmuştur. ‘Kutsal’ Almanya’nın rütbelilerinin, ileri gelenlerinin, medyanın ve hatta halkın güvenoyunu üstünde fazlasıyla hissetmiş olacak ki Dunkirk kuşatmasında esir alınan İngiliz Askerleri’nin yurtlarına dönmelerine büyük bir kibirlilikle izin vermiş, kendi lehine ilerleyen savaşın kaderini değiştirmiştir. Zaten sahip olduğu bu özgüven ve kendisine verilen güvenoyu ile ileride kendisinden çok takipçilerinin başını ağrıtacaktır. Tıpkı günümüz halklarında olduğu gibi, yaşadığımız topraklarda, adına vatan dediğimiz sınırlarda, yan yana yaşadığımız pek çok sıradan kişinin sıklıkla yaptığını, geçmişinden ders çıkaramamakla Hitler de yapmıştır. Kimileri tarafından ‘dahi’ olarak nitelendirilen bir liderin bile tarihi analiz edemediğini düşününce günümüz vatandaşlarına kızmaktan öte acımak daha sağlıklı kalıyor.

Dunkirk’te esir aldığı ve baş düşmanlarından biri olarak nitelendirdiği Britanya Kuvvetleri’nin en büyük silahlı gücünü elinde tutarken teslim eden ‘Hitler ve kibiri’ bununla da yetinmemiştir. Fransa’yı ele geçirdikten sonra yaptığı ziyaretlerde aldığı ezici zaferin kibirinde kavrulurken ‘Les İnvalides’ Mezarlığı’na gitmeyi unutmuştur. Napolyon Bonapart’ın mezarlığını ziyaret etmeden, asansörü sabote edilmiş çirkin Eyfel Kulesi’nden Paris manzarasını selamlayamayan Hitler eli boş, kaşları çatık ve kafası karışık biçimde ülkesine dönmüştür. Başkalarının fikirlerine fazlasıyla danışmayan Almanya’nın Führeri bugün olduğu gibi meclisi çoktan sembolik kılmıştır bile. Napolyon’un da fikrini almadan dönmüş, Bolşevik Belasını kendi başına sarmadan günler önce Avusturya’da yaptırdığı malikanesinde dağ havası almaya koyulmuştur. Barbarossa Harekatını başlatırken aklındaki tek düşünce adına komünizm denilen, yahudi ürünü, bolşevik belanın yarattığı ilginin Nasyonal Sosyalizm’in karşı koyulamaz gücüyle sonlandırılmasıdır. Savaş kanlı ve hızlı başlamış, kanlı muharebelerle devam etmiş, yıllar sürecek mücadelenin sonunda hüsranla sona ermiştir. Napolyon’un fikrinden uzak Hitler, soğuk iklimde kırılan ordusunu yardımsız bırakarak, ölüme terketmiştir.

Hitler geçmişi analiz etmeden kibirle yola çıkmış ve kendisine bağlı tüm Almanlar ile birlikte kuyuya düşmüştür.

Dününü bilmediğinden yarınını bilemeyenler de bu kuyuya düşmeye devam edeceklerdir. Bugün de geçmişin tekrarı niteliğinde. Günümüz hala dününü bilmeyenler ile dolu ve biz de onlarla beraber aynı gemideyiz. Geminin kuyuya düşmeyeceği halinden bellidir ama geleceği aydınlatan geçmişin ışığında alabora da kaçınılmaz duruyor.

Osman Birinci

Yorumlar


© 2022 by Osman Birinci

bottom of page